Zeki Müren de bizi görecek

28 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış Yorum yok »

HÜSEYİN GÖKCAN
Televizyon 1950’li yıllardan itibaren Batılı ülkelerde evlerdeki eğlence araçlarının başında geliyor. Türkiye’de ise TV yayınlarının başlaması 1970’leri buldu. 1990 sonrası özel kanalların çıkışıyla televizyon Türk ailelerin merkezindeki konumunu güçlendirdi.
13
Özellikle okumayı sevmeyen bir toplum için televizyon, akşam sohbetlerinin yerini aldı. İlişkileri olumsuz etkilemesine karşılık beyazcam dünyayı insanların evine getirdi. Hayal dünyalarını genişletti. Hayatlarının hiçbir devresinde göremeyecekleri insan tiplerini, gezemeyecekleri mekânları, yerleri gözlerinin önüne getirdi. Şimdi bin bir rengin hâkim olduğu televizyonun tahtını internet sallıyordu ki birlikte var olabilecekleri teknoloji IPTV hızla geliyor.  Geçtiğimiz hafta internet üzerinden telefon görüşmeleri yapmayı sağlayan SkyPe’ın kurucuları olan Janus Friis ve Niklas Zennstrom, internet üzerinden televizyon yayını yapacak Joost’u tanıttı. İnternet üzerinden TV yayınının sadece bilgisayardan televizyon izlemek olarak görülmesi yanlış olur. IPTV internet aracılığıyla TV yayınlarının eve gelmesi olarak daha doğru bir tanımla yapılabilir. Bu yayın bilgisayarda izlenebileceği gibi elektronik bir kutu sayesinde TV’den izlenebilir. IPTV, klasik yayınlara göre internet üzerinden gelmesinin avantajlarını kullanmayı kullanıcıya sağlayacak. Joost’ta olduğu gibi aynı programı izleyenler chat (sohbet) yapabilecek. Aynı zamanda yayınlanan programlar arasından istenilen seçilerek kendi yayın programınızı oluşturabilirsiniz.

Devamını oku »

.

Şimdi gruba koşuyor

28 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış Yorum yok »

BURHAN EREN
Son günlerde müzik kanallarında en çok yükselen şarkılardan biri ‘Asuman Pansuman’. ‘Her Gece’ ile başlayıp duygusal parçaların yanı sıra ‘Kokoreç’ ‘Aşkımsın’ ‘Tavla’ gibi dinamik şarkıları ile de hafızalarda yer eden Mirkelam, son albümü ‘Asuman Pansuman’ ile yeniden müzikseverlerin huzurunda.

Pasaj Müzik ve DMC’nin ortak etiketiyle çıkan albüm, Mirkelam dinleyicilerinin alışık olduğu ve seveceği türden. Romantik ‘içli’ şarkılar da var, laf cambazlığı ile kurulmuş sözlerin olduğu, gülümseten şarkılar da…

Peki böyle ikili bir içerik, bugün rock ve türevlerinin çıkışta olduğu bir ortamda, on yıl önce tek bir şarkıyla müzik dünyasında en tepeden başlayan Mirkelam’ı yarına taşıyacak mı? Dinleyici tercihinin grup müziğinden ve rock’tan yana olduğu bir zamanda sanatçı, bir önlem alıyor mu? Yaptığımız söyleşide kendisine sorduk.  O da cevapladı: “Bu albüme başlarken grup kurmayı planlıyordum; ama aksi yönde bir takım fikirler ortaya çıktı, olmadı yapamadık. Gençliğimden beri gruplarla çalışarak müzik yaptım.” Tek bir solistin, tek bir müzisyenin pek bir şey yapamayacağını düşünen Mirkelam, “Ne kadar çok kişi katılırsa üretime, o kadar iyi şeyler çıkar.” diyor. Grup müziğinin trendinin her geçen gün yükselmesi Mirkelam’ı köklü değişiklikler yapmaya itecek anlaşılan. Türkiye’deki popüler müziklerin çıkışı grup müziğinde bulacağını söyleyen Mirkelam “Bir sonraki albümde bir grupla çıkabilirim.” diyor.

Bu albüm nerede duruyor 5 albümlük diskografinizde?

Kendi şarkılarını yapan biri olarak hayatta algıladıklarımı, öğrendiklerimi kâğıda, müziğe döküp yorumluyorum. ‘Her Gece’ ile başlayan on yıllık bu sürecin öncesi de var, her şey öncesi ve sonrası ile iç içe. Çocuklukta duyduğunuz bir melodiyi, o zaman hissettiğiniz bir duyguyu bugün söze müziğe döküyorsunuz. O yüzden bu albümün olgun bir albüm olduğunu düşünüyorum. Tam yaşımda, 40 yaşımdayım. Bundan sonra, daha yeni başlıyor aslında her şey.

‘Asuman, yap bir pansuman’, ‘Vay anasını sayın seyirciler’ gibi argo ve gündelik sözler var son albümde. Romantik sözlü eski albümlere göre daha ağırlıkta bunlar. Ne değişti?

Kendimi hep değiştirmeye çalıştım. Değiştirdikçe daha çok şeyi paylaştığımı düşünüyorum. Slov şarkılar da var albümde, böyleleri de. İyi şeyler de yapmak istiyorum; ama bunlarla ilgi çekmesini istiyorum albümün. ‘Vay anasını sayın seyirciler’ bir futbol spikerinin cümlesiydi. Ana caddede daha üst bir dil, bir ifade vardır. Ara sokaklarda başka cümleler kurulur. Bazen ara sokaklara giriyorum. O basitliği içinde bir enerjisi bir felsefesi var bu cümlelerin. ‘Asuman Pansuman’ şarkısında da romantik duygular var, ama bunu hayatın içinde olduğu gibi sert olanını kullanarak farklı bir dili tercih ediyorum.

İskender Paydaş yoktu bu albümde. Onun olmaması ne kattı, ne azalttı bu albümden?

Bu albümde birlikte olmamamızın nedeni başka farklı bir şey çıkarabilmekti. İlk albümde onunla birlikte iken de amacımız buydu. Artıları eksileri olmuştur. Hayatın sürprizleri var.

Devamını oku »

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

ensturumantasyon ders notları

27 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış 3 yorum »

sayfalar sıralı olarak verilmiştir.

Devamını oku »

Etiketler:, , ,

Deriyle ilgili yanlışlar ve doğrular

26 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış Yorum yok »

10

Y- Cüzzam bulaşıcı ve korkunç bir hastalıktır.
D- Cüzzam eşler arasında bile çok zor bulaşan, bulaşması için çok uzun süreli yakın temas gerektiren ve tedavisi mümkün bir hastalıktır.

Y- Yağlı ve pis ellerin başa sürülmesi bit oluşturur.
D- Bitler doğrudan insandan insana veya eşyalarla bulaşır, bulaşma yoksa saçlar yağ ile yıkansa bile bit oluşmaz; ancak yağlı ve pis ortamlar bitin yaşaması için uygun ortamlardır.

Y- Kuruyemiş, çikolata ve kızartmalar ergenlik sivilcelerini artırır. (Kısmen yanlış)
D- Bu yiyeceklerin sivilcelere etkisi insandan insana değişmektedir.

Y- Ergenlik sivilceleri mikrobiktir ve bulaşıcıdır.
D- Sivilceler doğrudan mikrobik ve bulaşıcı değildir.

Y- Kurbağaya değenlerde siğiller oluşur.
D- Tamamen hayal ürünü bir inanıştır. Çocukları kurbağadan uzak tutmak için uydurulmuştur.

Y- Saçlar kökünden kazınırsa daha gür çıkar.
D- Saçların gür çıkmasının kazınmasıyla ve sık yıkanmasıyla ilgisi yoktur, saç budanan ağaçlara benzemez.

Y- Ayak parmakları arasındaki mantar tedavi edilirse başka yerden çıkar.
D- Mantar mutlaka tedavi edilmelidir. Tedavi edilmezse bacaklarda yılancık gibi hastalıklara yol açar.

Y- Egzama, sivilce ve kaşıntı gibi hastalıklar karaciğerden kaynaklanır.
D- Bunların karaciğerle ilgisi yoktur.

Y- Yanlış / D- Doğru
ailem

Etiketler:, , , , ,

Ders çalışma ortamı nasıl olmalıdır?

24 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış 6 yorum »

8
Ders çalışma ortamının, başarıdaki rolü yadsınamaz(inkar edilemez). Çalışmak üzere düzenlenmiş ferah bir ortam, öğrencinin motivasyonunu ve dikkat düzeyini artırır.
Çalışma ortamından kastedilen içinde lüks eşyaların ve teknolojik araçların bulunduğu, evin en konforlu yeri değildir. Çalışma ortamı, içinde masa ve sandalyenin (mümkünse yastıklarla döşenmiş ve çok rahat hale getirilmiş olmasın) bulunduğu odadır.

ÖĞRENCİLERİ BAŞARIYA ULAŞTIRACAK İYİ BİR ÇALIŞMA ORTAMININ ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

a) Öncelikle öğrencinin ders çalışabileceği bir masa ve sandalye bulunmalıdır.

b) Telefon, televizyon, bilgisayar, müzik seti gibi, öğrenciyi ders çalışırken farklı düşüncelere sevk edecek, aklını dağıtacak araçlar bulunmamalıdır.

c) Öğrencinin çalışma masası, dışarıyı rahatça seyredebileceği kadar pencereye yakın ya da içerideki televizyon sesini ve konuşmaları duyabileceği kadar kapıya yakın olmamalıdır.

d) Çalışma odasında çok fazla eşya bulunmamalı ve ferah bir ortam olmalıdır.

Devamını oku »

Etiketler:, , , , , , ,

Dizilerde kutlamalar alkolle yapılmak zorunda mı?

23 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış 1 yorum »

Yıllardır sigara ve içki, masum alışkanlıklar ve modernliğin, çağdaşlığın bir göstergesi olarak gösterilmeye çalışıldı. Sosyal içicilik teşvik edilirken bu konuda en etkili araçlar da görsel yayınlar, bilhassa filmler ve dizi filmler oldu ve olmaya da devam ediyor.
Yerli ve yabancı filmlerin ve dizilerin büyük bir kısmında kişiler üzüldüklerinde ve daha çok sevindiklerinde alkol kullanıyorlar. İçenlerin çoğu erkek ve bilhassa dışarıda veya iş dönüşü evde eşlerinin ve çocuklarının da bulunduğu aile sofrasında içiyorlar. Bilhassa son yıllardaki dizilerde alkollü içki, ailelerde her fırsatta, özellikle bir şeyleri kutlarken çocuk ve gençlerin yanında daha fazla içiliyor. Bazı aile dizilerinde o aile yapısı içinde dinî ve ahlakî değerlerine en çok bağlı olan dizi kahramanları bile zaman zaman kontrollerini kaybedip alkollü içki alıyor ve daha kötüsü içki içmek normal hayatın bir parçası olarak gösteriliyor. Kadınların sarhoş olması bu tür dizilerde zaman zaman biraz da normal gösteren bir mizah tarzı içinde işleniyor.

Devamını oku »

Etiketler:, , , , ,

Motivasyon nedir? Nasıl elde edilir?

23 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış Yorum yok »

EBRU KODAK-REHBERLİK UZMANI
Motivasyonunuz yok mu? O zaman “Çalışırsam ne olur, çalışmazsam ne olur?” diye yazın. Buna göre tercih sizin artık…

Motivasyon; öğrencinin ders çalışmaya istekli hale gelmesi ve ihtiyaç duymasıdır. ÖSS’ye hazırlanan öğrencilerin, mevcut müfredat çerçevesinde derslerde işlenen her konuya ihtiyacı vardır.
6
Öğrencilerin yaptıkları en önemli hatalardan biri, ders çalışmak için istekli olmayı beklemeleridir. ‘Motivasyonum yok. İçimden çalışmak gelmiyor.’ cümleleri adayların en sık kullandığı cümlelerdir.

Peki ders çalışma isteği nasıl gelir? İlk olarak ders çalışmanın, istek ya da ilham yoluyla gerçekleştirilebilecek bir faaliyet olmadığı kabul edilmelidir. Sadece sanat alanında, istek ya da ilhama ihtiyaç vardır. Bu nedenle, çalışma isteğinin gelmesini beklemek boşuna olacaktır. Ders çalışma isteği, ancak aday o dersi anladığında gelir. Bunun için de öncelikli olarak adayın çalışması gereklidir. Kısacası önceleri istemeyerek çalışmaya oturulsa bile bu faaliyet daha sonra zevkli hale gelecektir. Konuları öğrendikçe, adayın motivasyonu artacaktır.

Devamını oku »

.

‘Fütûhât bütün tasavvufu temsil eder’

23 Ocak 2007 tarihinde bünyaz yazmış Yorum yok »

Doğu ve Batı düşüncesinde derin izler bırakan İbnü’l-Arabî (1164-1240), tasavvuf geleneğinin en çok tartışılan isimlerinden. Yazdığı eserlerdeki derin ve ince konular, yaşadığı dönemde ve dahi günümüzde çokça eleştirilmiş, eleştiriliyor.
Yard. Doç. Ekrem Demirli, bütün sufi, şair ve düşünürlerin bir şekilde İbnü’l-Arabî’yle ilgili olduklarını söylüyor.
5
Buna karşılık, tasavvufa olan ilginin artmasıyla birlikte İbnü’l-Arabî kitapları da büyük bir alâkayla okunuyor, çeşitli dillere tercüme ediliyor, yeniden basılıyor. İbnü’l-Arabî’nin şaheseri denilebilecek Fütûhât-ı Mekkiyye’nin ilk kez tam metin olarak Türkçeye çevrilmesi de bu çalışmalardan biri. İlk dört cildi yayınlanan eserin çevirisi, Fususu’l Hikem’i de Ahmed Avni Konuk’tan sonra ilk kez şerheden Yard. Doç. Ekrem Demirli’ye ait. Demirli, bütün tasavvufu tek bir kitapta görmek istesek, bunun Fütûhât-ı Mekkiyye ile mümkün olabileceğini söylüyor. 2006 Türkiye Yazarlar Birliği ‘Yılın Çeviri Ödülü’nü alan Demirli ile, tasavvuf geleneğinde İbnü’l-Arabî’yi, onun eserlerini, Türkiye ve dünyadaki etkisini konuştuk.

Devamını oku »

Etiketler:, ,