Umre yolculuğu 2 GÜL KOKULUM
Öyle bir sevda ki, bizi oralara çekti ; yaktı, kül etti. Ziyaretin 3. günü saat 24 suları. Resulullah’a Uhud savaşı sırasında yarılarak adeta sevgisini ve O’nun yüceliğini gösteren mağaraya doğru yola koyulduk. Bizi mubarek MİHRALİ SÜLEYMAN (Bilal-i Habeş-i Camii baş müezzini) ağabey arabsıyla Uhud’a kadar götürdü. Mağara Uhud’un eteklerinde yer almakta. Tozu tekrar toprağa katarak çıktık mağaraya. Resulullah’ın ayak bastığı, sığındığı bir mekanda olmak herkese maneviyat üstüne maneviyat katmasının havasıyla kimse kendini tutamadı. Bir de Resulullah’ın o mübarrek kokusunun buram buram o mağarada insanın içine işlemesi adeta O’nunla orada savaş anında O’nu koruyor havası veriyor insana… DAHA HALA GÜL KOKUSU GELİYOR O MAĞARDAN. Resulullah’ın o gül kokusu… Ayrılmanın zorluğu bir başkayıdı oradan. Ağlaya ağlaya indi herkes aşağıya. Bizi almaya gelen şöför abi sizde gül kokuyorsunuz hacılar dedi. Sevinç-hüzün herkes otele. Bu mağaradan önce Uhud savaşının zuhur ettiği yerleri gezdik. Hz. Hamza’nın şehit düştüğü yerdeki mezarı ve coşkulu bir anlatım beni çok etkilemişti. Oturup okçular tepesinde düşündüm… İç ve dış gezilerden sonra Medine turu bitmiş oldu. Sevgilin yurdundan ayrılmanın verdiği hüzün ve Hz. Allah’ın evim dediği KABE’nin bulunduğu Mekke’ye doğru yola çıkmanın verdiği heyecan… Mekke’ye kilometerler kala bir mescidde ihrama girdik. İhram havlu tipindeki dikişsiz bezlere verilen ad. İhrama girildiğinde normal halde serbest olan şeyler haram kılınıyor ta ki umreyi veya haccı yapıp saçını kestirerek ihramdan çıkana kadar. Buda toplam bir kaç saati bulur.
İNŞALLAH HAFTAYA " KABEYİ İLK GÖRÜŞ"
Etiketler:din, dinimiz, islam, kuran, maneviyat, peygamber efendimiz

ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihyâ etmiştir. (Tirmizî, Savm, 39) Berat, Arapçadaki “berae-beraet” kelimesinin Türkçeleşmiş halidir. Beraet, “iki şey arasında ilişki olmaması”, “kişinin bir yükümlülükten kurtulması” veya “yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Allah’ın (cc) affı ve bağışlaması ile Müslümanların günahlarından temizlenmesi ümidiyle bu geceye Berat Gecesi denilmiştir. Bu gecenin diğer gecelerden daha fazla ibadet ile geçirilmesinin sebebi şu hadis-i şeriftir: “Şaban ayının yarı gecesi (on beşinci gece) oldu mu, onu ibadet ve taatla geçirin. Gündüzünde oruç tutun. Zira Allahü Teâlâ o gecenin gurûb vakti (güneşin batmasıyla) dünya semasına rahmetle tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu bana istiğfar eden (af isteyen), onu mağfiret (af) edeyim. Yok mu benden rızık isteyen, ona rızık vereyim. Yok mu bir musibete uğrayan (hasta olan), ona âfiyet bahşedeyim. Yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der.” buyurmuştur. (İbn Mâce, “İkame”, 191) Peygamberimiz, Efendimiz (sas) başka bir hadîs-i şerifinde şöyle buyuruyor: “Allah (cc), Şaban ayının yarı gecesinde dünya semasına lütufla tecelli edip, ‘Kelp’ kabilesinin koyun sürüsündeki kıllardan daha çok kimselerin günahlarını mağfiret eder (bağışlar).” (Tirmizî, “Savm”, 39; İbn Mâce, “İkame”, 191) Bir diğer hadîs-i şerifte de Hz. Muhammed (sas) şöyle buyurmuştur: “Allah (cc), Şaban ayının yarısında kullarının hallerini gözden geçirir, müşrik ve kindar olanlardan başka herkesin günahlarını affeder.” (Tac, II/93)
Bu gün Ailem dergisinde bir yazı okudum ve gerçekten etkilendim.İnsan oğluna yaradanı tarafından bir çok ibretlik durum gösterimekte ve bunlardan istifade edip doğru yolu bulması sağlanmaktadır.Ama günüzmüde "kabuğundan çıkan civcivin kabuğunu beğenmemesi" gibi yetişen ve yetişmiş nesillerimiz hem maneviyatından heöde milli ve insani duygularından kopup gidiyor.Bu yazı nefsimizle nasıl bir kavga içerisinde olmamızı özetliyor ve durumun kopyasını ibretlik bir durumda irdeliyor.İnşallah faydalı olur :) "Nefsimiz de guguk kuşu gibidir Guguk kuşunun başka yuvalara yumurtlayıp, yavrularını buradaki ebeveynlere baktırdığını, yavruların diğer yavruları yuvadan attığını biliyor muydunuz? İşte nefsimiz şeytan tarafından gönül yuvamıza bırakılmış yabancı yumurta gibidir. Guguk kuşunu normal hayatta görmemişizdir belki; ama “guguklu saati” biliriz. Saat başı küçük kulubesinden çıkıp “guguk guguk” diye öter. Gerçek hayatta ise guguk kuşunun ötüşünde müthiş bir plan ve insanoğlu için sınırsız ibretler bulunuyor. Dişi guguk kuşu, yumurtlama vakti geldiğinde adeta zamanla yarışmaktadır. Devamlı uyanık ve dikkatli olan bu kuş, yapraklar arasında gizlenerek, yuva yapan başka cinsten kuş çiftlerini gözler. Daha önceden iyi tanıdığı bir kuş türünün yuva yaptığını görünce ne zaman yumurtlaması gerektiğine karar verir. Artık, yavruya bakacak kuş ailesi belirlenmiştir. 
Mevlânâ hazretleri, Mesnevi’de kötü huyun insanın nefsine ve çevresine nasıl bir eziyet yaptığı hakkında şöyle bir hikaye anlatır: Huysuz adamın biri bir gün herkesin gelip geçtiği yol üzerine dikenli çalılar diker. Yoldan geçenler her ne kadar “Bunları buradan sök at” dese de o bunların hiçbirine kulak asmaz. Yine kendi bildiğini okur. O dikenli çalılar büyür yoldan geçen halkın ayağına takılır, onlara eziyet eder. O yoldan geçenler perişan olur. Bu durum valiye kadar intikal edince vali onu yanına çağırır. Dikenleri sökmesi için emreder. O da sökerim diye söz verir; ama bugün yarın diye ertelemeye devam eder. Ne sökmem der ne de sökmeye teşebbüs eder. Bir gün vali onu yanına çağırır; “Verdiği sözde durmayan adam, emrimi uygula!” diye sıkı sıkı tembihler. Ağır ikazlarda bulunur. Çalıları diken huysuz adam da şöyle der: “Önümde hayli günler var. Merak etme nasıl olsa günün birinde sökerim.” Vali ise çabuk olmasını söyler ve onu uyarmaya devam eder. Ama adam sözden anlamaz. Dikenler de kök salıp büyümeye devam eder. 