22 Eylül 2007 tarihinde mabel yazmış 1 yorum »
Daha cumhurbaşkanı seçilmeden kopartılan kıyamet,herkesin bir yerden birşey söylemesi gibi şimdide aynı şekilde iş adamları,YÖK başkanları,sendikacılara varıncaya kadar herkes ANAYASACI oldu,HUKUKCU oldu,herkes AVUKAT oldu,HAKİM oldu ama ‘HALK’ olarak görünürlerde kimse yok!.Halkın fikrini soran yok!.Şuanda yapılan anayasa maddeleri henüz taslak halinde iken bile tam ne olduğu kesinleşmemişken bu kadar fikir belirtmek ,ön yargılı davranmak ne kadar doğru olur acaba?
Bunca zamana kadar uygulanan anayasa kanunları adaletli miydi ki şimdi kalkıp da henüz daha içeriği bile belli olmayan bir anayasa için herkes bir yerden ANAYASACI ve HUKUKCU kesiliyor …..Diğer anayasa maddeleri uygulamaya geçilirken bu anayasacı ve hukukcular neredeydi,soruyoruz???
Sonra dönüp dolaşıp bir tek madde üzerinde kalınıyor..Evet şimdiki madde herkesi bildiği gibi ‘BAŞÖRTÜSÜ’…..Şimdiye kadar başörtülü abla ve kız kardeşlerimizin topluma ne gibi bir baskı ve yanlışları olmuştur..Hangisi bir örgüt mensubu olarak yargılanmış,hangisi vergi kaçırmış,hangisi devlete ihanet etmiş,hangisi türk devleti ve milleti için ,vatanı için evladını feda etmemiştir?Bu kadar bu konu üzerinde olumsuz hüküm koyanlar hiç bunları göz önüne almadılar mı…..soruyoruz???
Devamını oku »
Etiketler:anayasa,
anaysa mahkemesi,
cumhurbaşkanlığı,
tülay tuğcu
22 Eylül 2007 tarihinde mabel yazmış Yorum yok »
Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır.Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo’dur. Bu sevimli genç kız, telefonuicat eden, Graham Bell’in sevgilisiydi.Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo’dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell,telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanlasevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu"Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adınıdaha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi.Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondanbaşka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell’i telefonuyla başbaşa bırakıp onuterketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmayabaşlamıştı. Graham Bell’i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell’in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı.Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.
Etiketler:alo,
iletişim,
ne lo,
olmadık kelimeler,
telefon
19 Ağustos 2007 tarihinde mabel yazmış 4 yorum »
Bilim adamlari pirelerin farkli yukseklikte ziplayabildiklerini gorur. Birkacini toplayip 30 cm yuksekligindeki bir cam fanusun icine koyarlar. Metal zemin isitilir. Sicaktan rahatsiz olan pireler ziplayarak kacmaya calisir ama baslarini tavandaki cama carparak duser. Zemin de sicak oldugu icin tekrar ziplar, tekrar baslarini cama vururlar. Pireler camin ne oldugunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engelledigini anlamakta zorluk ceker. Defalarca kafalarini cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla ziplamamayi ogrenir.
Artik hepsinin 30 cm zipladigi gorulunce deneyin ikinci asamasina gecilir ve tavandaki cam kaldirilir. Zemin tekrar isitilir. Tum pireler esit yukseklikte, 30 cm ziplar! Uzerlerinde cam engeli yoktur, daha yuksege ziplama imkanlari vardir ama buna hic cesaret edemezler.Kafalarini cama vura vura ogrendikleri bu sinirlayici hayat dersine sadik halde yasarlar. Pirelerin isterlerse kacma imkanlari vardir ama kacamazlar. Cunku engel artik zihinlerindedir. Onlari sinirlayan dis engel kalkmistir ama kafalarindaki ic engel varligini surdurmektedir.
Bu deney canlilarin neyi basaramayacaklarini nasil ogrendiklerini gosterir. Buna cam tavan sendromu denir. Bir insanin gelebilecegine inandigi en ust nokta, onun cam tavanidir.Cam tavaniniz hayallerinizin tavan yuksekligini gosterir. Yapabilecegin, yapabilecegini dusundugun kadardir.
Etiketler:cam,
pire,
sendrom,
tavan
8 Ağustos 2007 tarihinde mabel yazmış Yorum yok »
EKSİK- Kelimeler eksik, kelimeler yaralı, kelimeler cılız… Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu bende. Çok başka bir şey. Sevginin ortasında derin acılar hisseder mi insan?Aydınlık gülümsemelerin içine hüznü yerleştirir mi durup dururken?Gözlerine buğu,diline sitem,yüreğine burukluk çöreklenir kalır mı asırlarca?Gelmeyeceğini bildiği mektup için posta kutusunu hep ayrı bir heyecanla açar mı?Dedim ya…başka bir şey bu. Ne kadar yalnızsam o kadar seninleyim şu günlerde. Belki de en başta tutup derinlere koydum diye oldu bunlar. Kimseler ulaşmasın diye,kimselerin bilmediği,bulamayacağı yollara götürdüm seni.En derinlerde tuttum.Bana sakladım.Derine,hep daha derine…Seni yapayalnız bir tek bana bıraktım.Paylaşamadım.Yanlış yaptım.Sana ulaştığım yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar.Kendimi oraya buraya vurmam.Sağımda solumda ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam…Hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam. Denizlerin gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin acılı duvarları gibiyim. Duvarlarım yosunlu,duvarlarım kaygan,duvarlarımdan hiç tükenmeyen sular sızıyor.Tutunamıyorum.Renklerim gün içinde değişiyor.Soluyorum,soğuyorum.Güneş ulaşmıyor içerlerime…Küfleniyorum,yaşlanıyorum.Yalnızlılar … Peşimde Dokunduğum her ıslak duvardan pis kokulu yalnızlık bulaşıyor üstüme. Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu.Biliyorum bütün bunlar hep benim suçum.Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum.Yollar git gide uzadı ve karıştı.Ümidimi ısıtacak ,bağlatacak,kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var.Ahh…Onun ne olduğunu bilmiyorum.Sonu sana geliyor her cümlenin.Her şeyin başında,içinde ve sonundasın.Bu değişmiyor.Öyle içimsin ki… Birden aklıma geldi. Tuttum sana bir mektup yazdım.Çok mutluydum.Gün içinde neler yaptığımı,nelere kızıp nelere mutlu olduğumu tek tek anlattım.Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım.Yine zamansız yağmurlardaydım.Daha önce hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları dedim.Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek,bilmeyecek,söylemeyecek misin?dedim.Çok uzun bir mektup oldu.Başından sonuna kadar okudum da sırf neler yazmışım diye merakımdan.Sonra çekmecemden bir zarf çıkartıp adını yazdım,büyük harflerle yalnızca adını.Adresini bilsem gönderir miydim bilmiyorum.Ama mektup cebimde,cebim yüreğime yakın;yüreğim sende,sen yüreğime yakın…öyleyse mektup sende…bu kadar içimdesin işte CAN DÜNDAR…
Etiketler:acı,
aşk,
insanlar,
muhabbet,
sevgi,
yazı
16 Şubat 2007 tarihinde mabel yazmış Yorum yok »
Bir umut vardı içimde
Geleceksin diye
Günler,haftalar,aylar geçti
Beklemiyorum artık
Yollarına bakmıyorm umutla
Devamını oku »
.