| Mobile | RSS

Sevda ve Dost

17 Haziran 2009 | 2 Yorum | Kategori:içimden geldi | Yazan: Hasan Şahin | Into English

Zor bir hayatın başlangıcında artık bazı şeyleri seçmeye başlamadan önümüze sürülürdü, iki üç seçenekli tercihlerle hayata adapte olmaya başlarız. Hangisini tercih edeceğimize o anki psikolojimiz ve hislerimizle doğru veya yanlış bir tercih yapar mutlu olurduk. Ya da neden onu değil de bunu tercihe ettim der, hayal kırıklığına uğrardık. Artılarla ve eksilerle kimi zaman çoğalarak kimi zaman azalarak bu seçmece oyunumuz yaşantımızın her aşamasında vardı ve de olmaya devam edecek.

Bazen hastalığa yakalanmak uğruna mevsimi seçtik. Bazen büyüklerimizi kızdırmak adına yemeğimiz seçtik. Bazen tüm örf ve adetleri hiçe sayarak giysimiz ve davranışımız seçtik. Bazen masumiyet ve hasret adına solgun çiçeği seçtik. Kim zaman tüm güzelliğiyle ve muhteşem anlamlarıyla canlı çiçekleri seçtik. Kimi zaman arkadaşımız seçtik. Kimi zaman yöneticimizi seçtik. Kimi zaman işte bu benim can yoldaşım, zevk ikizim, ikiz kafam dediğimiz sevgilimizi seçtik. Kimi zaman konfor, görünüş ve maddiyatımıza göre bindiğimiz arabamızı seçtik. Kimi zaman ruhsal durumumuza ve bütçemize göre tatil yerimizi seçtik. Kendi yaşantımızda hükmettiğimiz ve edebildiğimiz o kadar çok şeyi seçtik ve de seçmeye devam etmekteyiz.

Hiç düşündünüz mü? isteyerek veya istemeden seçemediğimiz şeyler yok mu? Tabi ki var. Ancak bunların bazılarına kader diyeceksiniz. Ama kader denilen şeyi biz kendi elimizle yaratmıyor muyuz? Yanlış seçimden veya seçimi yapıp da sonrada keşkeler gölgesine sığınmak kadercilik değil mi?

Neyi mi? seçmedeki; Kan bağı akrabalarımızı, dostu ve sevdamızı. Hayatın içinde işte bunları seçemedik. Seçemediklerimden kan bağı akrabalığı bir yana bırakalım. Çünkü bunlar bizim dışımızda, isteğimiz dışında gelişmişlerdir. Kan bağı akrabalıkların seçiminde fikrimiz sorulmadı, ya da çoktan seçmeli önümüze sürmediler, sadece boyun eğdik razı olduk ve seçeneklerimiz olmadı. Seçip de pişman olma lüksüm olmadı. Katlanmak ve kabullenmek zorunda kaldık. İsyan bile edemedik. İsyan etmenin bir şey kazandırmayacağını çok iyi biliyorduk.

Diğer seçemediğimiz iki şey ise dost ile sevdamızdı. Aslında bunlar seçilmez, aksine tüm bedeninle yaşarsın, hissedersin ve varlığıyla huzur dolu yaşarsın. Bu değerler gelir seni bulur. Bunları hayat değerlerinin içinde yeri varsa ve aramana gerek kalmadan gelir seni bulur; tüm varlığınla hisseder ve yaşarsın.

Dost, dostum; bu kelimenin manası ve anlamını söylemek, ağırlığını tartmak dahi başlı başına bir anlam ve tonlarca yükü olduğu su götürmez bir gerçektir. Dost; yaşamın sürecin içine girdiği an farklı bir tarzın olur, hayata bir başka sevecen bakarsın, sanki seni iyilikler, güzellikler iten bir güç gibi hep yanımızda olur. Hani efsunlanmış, dopingli bir sporcu gibi daha güçlü oluruz. Sevinç iki kişilik yaşandığını bilirsin, gururu iki kişilik yaşandığını biliriz. Üzüntümüzü iki kişinin yaşadığını bilerek üzüntümüzün hafiflediğini hissederiz. Hayattaki her değerimizi hep iki kişilik yaşama zevkini ve hoşnutluğunu yaşarız.

Sevdamız; bedenimize giren bir ok gibi, beynimize giren hançer sızısı bir ağrı gibi, burnumuzdan içeri sinen bir gül kokusu gibi biran girer ve bu artık bedenimizin bir parçası olmuştur. Sanmayın ki, gelip geçici diye düşünmeyiniz. Ferhat’ın ile Şirin’in , Kerem ile Aslı’nın , Yunus’ un, Karacaoğlan’ın, Aşık Veysel’in sevdaları bunlarla doğmuş ve bunlarla yok olmuş, dillere destan olmuş sevdalardır. Hani tekerleme gibi sorulur ya “Neden bu kadar tutkunsun şu Malatyaspor’a” diye… ”Sevdalıyım işte” diyorum sadece..

Aldığımız nefes gibi sevdamız da bizimle birlikte yok olur gider. Kimi zaman bizden sonrada sevdamız uzun yıllar dilden dile gönülden gönüle uzun yıllar canlılığını ve varlığını korur. Kerem’in, Ferhat’ın, Karacaoğlan’ın Yunus’un sevdası gibi uzun yıllar dillerden dillere dolaşır duru.

İşte sevdamız bazen girdiği bedeni pembe bulutların üstünde gezdirdiği gibi bazen de yakar kavurur, acı verir, incitip acı verse de yaşamımıza bir anlam katar. Bazen de sevdamız bizi acı içinde kıvrandırtır. Bu isteyerek ve bedeninle yok olacak bu sevdayı yaşarken avuçlarımızda mahzun bir leylakla sarmaş dolaş oturacağız. Gözlerimizden akan gamlı mutluluklarımızla, buradayım ve yaşıyorum dercesine kendi varlığımızı ayakta tutarız. Kimi zaman bu acıyı ve sızıyı yaşarken insana sebebini bilmediğimiz bir huzur verir. Yaşamaya çalıştığımız ve huzur dediğimiz acılı sevdamız için; bir akvaryum içine atılan balık yemi gibi kaybolacağız. Belki sevdamızı geride bırakarak bizden sonra dilden dile dolaşıp bedenimizden ayrı yaşamaya devam edecek.

Yüreğimizdeki sevdaya ayaklandı tüm kelimeler, eninde sonunda bitecek bu satırlar. Ama hayata dair değişen her şeyin, hiçbir şey kadar önemli olmadığını bildiği halde, bitmedi, bitmeyecek bu kelimeler.

YAŞAMAK OYUNUNUN senaryosunda en güzel yaşanacak şeyler DOST ve SEVDA denilen olgulardır. Bunları yaşamak insanı bir o kadar anlamlı ve değerli kılar. Yaşanan duyguların, mevsimlik duyguların yada altı üstü bir hayatlık duyguların veya en iyisi, belki de bizler için en kötüsü bitişi başlangıç olan bir hayatın hissedişleri değil midir?

Dost ve Sevda yürek işidir. Dost ile Sevda olgusunu, var oluşunu yaşamanız dileğiyle;

SAYGILAR SUNARIM.

Yaz Bakalım 1785 views, 7 so far today
Etiketler::, , , , , , ,

Random Posts

Yazının Yorumları

2 Yorum

  1. bünyaz Diyorki:

    Seninde dediğin gibi “YAŞAMAK OYUNUNUN senaryosunda en güzel yaşanacak şeyler DOST ve SEVDA denilen olgulardır.” herşeyin özeti bu olsa gerek.

  2. aleysan Diyorki:

    Bu olguları anlamak zaman ister, algılayan da hayatın gerçeklerini ve hayatı daha iyi anlayacağından eminim.

Yorumlar