SOĞUK ALGINLIĞI Ya Sev Ya Terket

Kadın sosyoloğun gözüyle F. Gülen

Kategoriler: Aktüel..., sosyal yaşam
22 Ekim 2007 tarihinde 00:54 sularında bünyaz yazmış.515 Kez okunmuş EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu Bu yazıyı pdf formatında indir Decrease font size for Post - Kadın sosyoloğun gözüyle F. Gülen - Aktüel... - bünyaz™ Ailenizin SitesiIncrease font size for Post - Kadın sosyoloğun gözüyle F. Gülen


Geçenlerde bir abimiz laf arasında "senin bu fethullah hoca" diye bana biraz serzenişte bulundu bende fethulla hoca benim değil diye birşey demedim yani cavaben yada savunma yada nebileyim işte neyse şimdi bir forumda bir yazı gördüm bir arkadaş Vatan yazarlarından Ruşen Çakır‘ın sosyolog Berna Turam‘ ve  Fethullah Gülen hareketini incelediği kitabını haber yapmış.Hatta kendisiyle birde röportaz yapmış.Kendi yorumuyla "Bugüne kadar Fethullah Gülen ve onun liderliğindeki hareket hakkında çok şey yazıldı çizildi. Ne var ki bunların arasında “objektif” olarak tanımlayabileceğimiz, yani Gülen cemaatini illa ki iyi veya kötü gösterme derdinde olmayan çalışmalar çok az. Bunlara yeni bir örnek, ABD’de, Hampshire College’da öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Berna Turam’ın geçtiğimiz aylarda Stanford Üniversitesi yayınları’ndan çıkan Between Islam and State: The Politics of Engagement (İslam ve Devlet Arasında: Uzlaşma Politikaları) adlı kitabı. *  " devamında ise cemaatin bu güne kadar farklı gösterildiğini bizzat birinci ağızdan araştırmayı yapan Berna Turam anlatmış. Kesmeden haberi aktarıyorum

*Boğaziçi Üniversitesi’nde hem sosyoloji, hem siyaset bilimi okuyan Turam, Kanada’da McGill Üniversitesi’nde doktora yapmaya başladığı 1997 yılından beri Gülen hareketini inceliyor. Bu on yılda Türkiye, Kazakistan ve ABD’de, cemaatin sıradan üyelerinden, Gülen’in kendisine kadar yöneticileriyle görüşen, cemaatin yurt içi ve yurtdışı okullarında, kız yatakhanelerinde, “ışık evleri” nde bulunan Turam’ın kitabı çok zengin gözlem ve analizler içeriyor. Turam sorularımız şöyle yanıtladı:
* Neden Gülen cemaati?

Turam: Yani tamamen sosyolojik bir meraktan. Sosyal bilimlerde çok yaygın bir yargı vardır. Direnmeyen/çatışmayan aktörlerin pasif oldukları ve herhangi bir şey elde edemedikleri düşünülür. Ben bunu sorgulamak istedim. Gülen hareketinin hiç direnmeden ve başkaldırmadan çok büyük başarılar elde etmesini açıklamak senelerimi aldı.

*Gülen’in direnmediği düşüncesine nereden vardınız?

Turam: Gülen hareketinde laik rejime karşı duran ve başkaldıran davranışlar ve kimlikler aramak için girip çıkmadığım kamusal ve özel alan kalmadı. Ama ana bulgum, devlet ve Gülen taraftarları arasında farklı farklı alanlarda uzlaşmanın (engagement) bulunduğu oldu. Uzlaşma derken bazı konularda pazarlık, bazı konularda uyum ve fikir ortaklığı; bazı konularda da, mesela Orta Asya’daki etnik politikalarda işbirliği… Gülen cemaati mensuplarında çok kesin bir biçimde “biz kavga etmeyeceğiz, çatışma istemiyoruz” yaklaşımı hakimdi. Ama bu her alanda böyle. Sadece devletle ilişkilerinde değil, önlerine hangi sorunu koysanız “bunu kavga etmeden nasıl halledebiliriz?” diye soruyorlar. Yıllar sonra, 2005’de görüştüğümde, Fethullah Gülen’e “laik kesimin demokratlarının bile karşı çıktığı bazı uygulamalar konusunda siz niye suskun kalıyorsunuz?” diye sordum. Bana “Size bıçakla gelene kollarınızı açarsanız, bıçaklarını atarlar” dedi.

*Tamamen özgür bir şekilde çalışabildiğinizi düşünüyor musunuz, yoksa bazı engeller çıkarıldı mı?

Turam: Başka gruplarla karşılaştırdığınız zaman çok açıklar. Örneğin ben Yazıcılar, Okuyucular gibi diğer Nurcu gruplara da ulaşmaya çalıştım ama beni kabul etmediler. Bu bakımdan Gülen hareketinin kollarını kapadığını düşünmüyorum ama başka birçok kişi çok farklı zorluklarla karşılaştı. Bense sahaya girip çıkmakta hiçbir sorun yaşamadım, hatta oldukça destek oldular. Zaten sahaya çıkıp feminist feminist konuşmadım. Uslu bir kız olarak davrandım. Fakat doktorayı bitirip sosyolojiyi profesyonel olarak yapmaya başladıktan, yani o kız öğrenci imajından çıktıktan sonra sağda solda makalelerim çıkmaya başlayınca cemaatten bazılarının rahatsız olduğunu gördüm. “Keşke bu makale çıkmadan önce okusaydık” veya “koca kitap çıkmış, hiçbirimiz daha önceden görmedik” gibi sözler edildi. Bir de, özellikle kadın gruplarının çok içine girdiğiniz zaman, bir yerde sosyolog olduğunuzu unutuyorlar ve aralarına katılmanızı istiyorlar. Kesinlikle herhangi bir baskı olmadı ama davet ettiler. Örneğin başörtüsü hediye etmeler veya “artık sen de namaz kılıyorsun değil mi?” gibi sözler. Cemaat doğal olarak muhafazakâr. Yakın ilişkiler kurulunca, gece evden arayıp da bulamadıklarında tepki verenler oluyordu. Bekar genç bir kadın gecenin bir saati nerde olur diye… Özel hayatımı ayrı tutmanın çok zor olduğu noktalara geldim zaman zaman. Ama bunun tam tersine, bir gece kulübünde elimde içki, cemaatten birine rastladığımda, gayet doğal muhabbet ettiğimiz de oldu. Hareket çok geniş, genellemek çok zor.

*Sizi “uzlaşma” (engagement) dediğiniz şeye laik kesimler pek inanmıyor ve cemaatin takiyye yaptığını savunuyorlar. Gülen’in o “beklenen gün” ü beklediğine inanıyorlar. Sizce de bu “uzlaşma” yaklaşımı onların içine sinmiş durumda mı yoksa bu bir taktik ya da strateji olabilir mi?

Turam: Her hareketin taktik ya da stratejileri olur. Bir hareketin stratejisinin olması onun ikiyüzlü olmasını gerektirmez. Feminist hareketin de stratejisi var, milliyetçi hareketin de. Bunların da çok başarılı stratejileri var. Mesela ağ oluşturma (networking) konusunda gayet uzmanlar. Bu iş herhalde bundan daha iyi yapılamaz. Tıkır tıkır işleyen bir mekanizmaları var. Ama ben uyum ve uzlaşmadan bahsederken çok spesifik bir noktaya parmak basıyorum: devletle olan ilişkileri. Laik aktörlerle, Kemalistlerle değil, sadece devletle. Laik aktörlerle devleti özdeşleştirmek ve aynı kefeye koymak adetten olmuş, ama çok hatalı bir bakış acısı. Ben Gülen hareketinin devletle olan ilişkilerinde stratejik ve hatta kasıtlı olmayan tutum ve hareketlerini mercek altına koydum. Devletle aralarında iki tarafın da dile getirmediği hatta farkında olmadığı uyumlar var. Bu iş stratejiyle filan olmaz, kimya meselesi. Devlete karsı olan tutumları, onları devletçi kılmıyor, kendi özerk alanlarını kısıtlamıyor, ya da devleti tehdit etmiyor. Sadece birçok konuda giderek daha benzeşiyorlar. İslam’la da doğrudan ilgisi yok bunun. Devlet-toplum ilişkisi düzleminde düşünmek gerek. Çok samimi bir şekilde milliyetçiler mesela.

* Peki milliyetçiliklerine rağmen İslami kimliklerinden taviz vermemeleri nasıl birlikte gidebiliyor? Bu çelişki yaratmıyor mu?

Turam: Bu bir çelişki değil, çünkü ümmetçi bir hareket değiller. Büyük İslam ümmetini bir araya getirmek diye bir dertleri yok. İkincisi, laik devleti yıkıp yerine İslami bir devlet koymak gibi bir amaçları da yok. Daha farklı, bence çok daha idealist bir gündemleri var. Dikkat ederseniz, bu hareket hep laik ortamlarda yayılıp büyüyor, Orta Asya, Amerika, Avrupa vs. Diğer İslami hareketlerden çok farklı oldukları için de fazla zorlanmıyorlar. Kaldı ki İslam ile milliyetçiliği bir arada götüren başka hareketler de var.

*Şeriat istemiyorlarsa bütün bunların ucunda neyi hedefliyorlar?

Turam: Bence bu hareketin, ama sadece bu hareket için söylüyorum, en büyük amacı, laik düzen çerçevesinde İslami hayatlar sürmek isteyen insanlara daha geniş alanlar ve özgürlükler açmak. Böylesine daha fazla özgürlük talebinin devleti İslamlaştırmakla hiçbir ilgisi olmadığını düşünüyorum. Zaten kendileri de bunu söyleyip duruyorlar. Yine de onların takiyye yaptıklarına inananlara şunları hatırlatmak iyi olabilir: Ortadoğu’ya hiçbir ilgi duymuyorlar, İran’la hiç ilgilenmiyor ABD’ye yöneliyorlar. İslami devlet fikri en azından uygulamaya konulmuş haliyle hiç hoşlarına giden bir şey değil. Fethullah Gülen’le konuştuğumda Seyyid Kutup gibi tanınmış radikal İslami düşünürlerle kendi görüşlerinin hiç bağdaşmadığını açık açık koyduğunu gördüm. Onlar için “çok radikal, çok politik” diyor, onları eleştiriyor. Zaten o kadar büyük bir hareket ki isteselerdi siyasi bir parti kurarlardı, hiç de zorlanmaz ve epey de oy alırlardı. Ama bilmeden Türkiye’de siyasi kültürün ve devletin dönüşümünde rol oynuyorlar. Bunu söylediğinizde de kendileri de kabul etmiyorlar ki haksız da sayılmazlar çünkü bu pek de planlı olarak yaptıkları bir şey değil. Devletin dönüşümü derken, o çok korkulan İslamlaşma ve Şeriat’tan bahsetmiyorum. Tam tersi katı ve taviz vermeyen laiklikten, toleranslı bir sekülarizme doğru olan dönüşümden bahsediyorum.

*Ama devlet içinde çok ciddi sayıda kadroları olduğu da biliniyor özellikle emniyette\’85 Özellikle takiyye diyenler bu kadrolaşmayı örnek gösteriyor.

Turam: Bu harekette yer alan kimseyi devlet kademelerine sokmamanın demokraside açıklaması olabilir mi? Bunda ürkülecek tek şey, devletin ele geçirilmesi değil, hareketin kendi amaçlarından taviz verip, devletin yörüngesine girmesi, yani iyice ehlileşip devletçileşmesi olur. Gülen hareketi ılımlı ve uyumlu, ama birçok kişinin iddia ettiği gibi devletin uydusu da olmuyor. Hareketin devletten ekonomik bağımsızlığı ve uluslararası platformda tanınan aktif bir aktör olması buna imkan vermiyor.

KİTAPTAN ALINTILAR

Gülen’in en sevdiği fıkra

Fethullah Gülen’le görüşmeden ayrıldıktan sonra yandaşları bana onun en sevdiği fıkralardan birini anlatıyor: “Küçük bir köyde iki kaynana, her gün dere kenarında kavga eder, derenin karşı tarafından birbirlerine küfreder ve taş atarlarmış. Bu içlerinden biri hastalanıncaya kadar devam etmiş. Hastalanan kadın, kendi yerine gelinini gönderip, karşı kıyıdaki kadının ettiği her küfür için iki katı küfretmesini öğütlemiş. Gelin de dere kenarına gidip öbür kadının karşısına geçmiş. Ama kadın ne kadar küfrederse küfretsin gelin ağzını açmıyor, tek bir kelime bile etmiyormuş. Karşıdan yanıt alamayınca iyice küplere binen kadın, öfkesinden çatlamış. Eve dönen gelin olanları kaynanasına anlatmış. Kadın, küfürleri karşılıksız bıraktığını öğrenince gelinine saldırmaya başlamış. Gelin yine karşılık vermeyince, o da sinirinden çatlamış.”

Gülen’in gözünde ordu

Hareketin güçlü milli duyguları direkt olarak devlet örgütlerine bağlılığı arttırıyor. Buna ordu da dahil. Bir milliyetçi olarak Fethullah Gülen, devletin güvenliği için ordunun gerekli olduğunu düşünüyor. Şu anda yaşadığı evinde, Pennsylvania’da yaptığımız mülakatta Gülen, devletin ve ordunun en başından beri okullardan haberi olduğunu ve bunları desteklediğini söyledi. Askerlik görevi ile ilgili kişisel görüşlerini de sordum. Gülümsedi ve insanın ülkesine hizmet etmesinin özel bir keyif verdiğini söyledi. Bu hizmetin, zorluklarına rağmen hayatının en önemli olaylarından biri olduğunu ifade etti. 1980’lerden beri birçok konuda fikirleri değiştiyse de orduya bağlılığı 80 öncesine kadar dayanıyor: “Asker olmak için doğan insanlar vardır. Bu kişiler asker olarak ölürler. Askeri görevlerine, fedakarlığa ve savaşlara aşıktırlar. Devam eden zorluklara rağmen bir kıtadan diğerine giderler.”

Cemaatın kaç üyesi bulunuyor!

- Kitapta 6 milyon cemaat üyesi olduğunu yazmışsınız. Bu rakama nerden ulaştınız?

Turam: Sosyal bir hareket olduğu için taraftarları, bağış yapanları, öğrencileri sempatizanları hizmetteki kişileri vs. saymak mümkün değil ama bu sayı kendi tahminleri. Sanırım Türkiye içindeki bütün etkinliklerine ve örgütlenmelerine bakıp böyle bir sayıyı tahmin ediyorlar. Amerika’daki konferanslarda bu sayı çok geçiyor. Bunun temel nedeni araştırmacıların sürekli olarak bir rakam talebinde bulunması. Sonuçta onlar da böyle bir tahminde bulunmuş olmalılar. Pek güvenilir bir rakam değil ama çok çok yanlış olacağı da söylenemez. Burada ilginç olan, grubun yurtdışındaki gücü hakkında tahminde bulunmanın daha zor olması. Örneğin ben burada ABD’nin en saygın üniversitelerinden MIT’de okuyan öğrencilerle mülakat yapıyorum, çoğu Gülen hareketinden çıkıyor. Yurtdışında çok çok güçlüler ve bu büyüyen potansiyelin uç limitlerinin kendileri de farkında değil. Gülen, Orta Asya’ya hiç gitmemiş mesela. Zaten bu çapta bir hareketin merkezden yönetilmesi imkansız.

On yıl süren araştırmadan ilginç sonuçlar… Ruşen Çakır yazıyor (2. bölüm)

Kadınlar cemaatte aktifler ama arka plandalar!

1997den beri Gülen hareketini inceleyen Berna Turam: Cemaat okullarında başarılı bir eğitim veriliyor. Sınıflara din sokulmuyor. Dinle ilgisi olmayan aileleler bile çocuklarını bu okullara yolluyor. Ama yatakhanelerde çocuklara Türk-İslam ahlakı öğretiliyor. Kadın konusunda ciddi çelişkileri var. Kadınlar çok aktif, ama kesinlikle ön plana çıkarılmıyor.

Kitapta 6 milyon cemaat üyesi olduğunu yazmışsınız. Bu rakama nereden ulaştınız?

Turam: Sosyal bir hareket olduğu için taraftarları, bağış yapanları, öğrencileri, sempatizanları, hizmetteki kişileri vs. saymak mümkün değil ama bu sayı kendi tahminleri. Sanırım Türkiye içindeki bütün etkinliklerine ve örgütlenmelerine bakıp böyle bir sayıyı tahmin ediyorlar. Amerikadaki konferanslarda bu sayı çok geçiyor. Bunun temel nedeni araştırmacıların sürekli olarak bir rakam talebinde bulunması. Sonuçta onlar da böyle bir tahminde bulunmuş olmalılar. Pek güvenilir bir rakam değil ama çok çok yanlış olacağı da söylenemez. Burada ilginç olan, grubun yurtdışındaki gücü hakkında tahminde bulunmanın daha zor olması. Örneğin ben burada ABDnin en saygın üniversitelerinden MITde okuyan öğrencilerle mülakat yapıyorum, çoğu Gülen hareketinden çıkıyor. Yurtdışında çok çok güçlüler ve bu büyüyen potansiyelin uç limitlerinin kendileri de farkında değil. Fethullah Gülen Orta Asyaya hiç gitmemiş mesela. Zaten bu çapta bir hareketin merkezden yönetilmesi imkansız.

Sesleri çıkmıyor

Kitabın kadınlarla ilgili bölümünde çok derin gözlemleriniz ve vurgulu bir eleştirel bakışınız var. Bir yanda alabildiğine Batılı ve modern olduklarını ama kadın konusundaysa çok tutucu olduklarını söylüyorsunuz.

Turam: Evet kadın konusunda çok ciddi çelişkileri var. Bu konuda çok sert eleştiriler getirdiğim için, son zamanlarda cemaatten çok kişi bana benim karım evde oturmuyor veya eşim şurada çalışıyor ya da bizim evde yemekleri eşim değil ben yaparım gibi açıklamalar yapıyorlar. Şimdi herkes savunma halinde. Yaşadıkları çelişkinin farkındalar, en azından hareketin aydınlarına bunu söylediğinizde kabul ediyorlar. Ama bu konuda en çarpıcı husus, kadın konusundaki çelişkilerinin onları devletin laik erkek elitlerine daha yakınlaştırması. Milliyetçilikte olduğu gibi, kadın politikalarında da zıt düşmemeleri, başka bir uzlaşmaya alan açıyor. Örneğin üniversitelerde kız öğrencilerin başını açmada hiç direnmedi, hiç zorluk çekmedi bu hareket. Peruk takın, olmadı başınızı açın. Eğitim için yapıyorsunuz, ne olacak! dedi çoğu. Fethullah Gülen kendisi bile bu bir ayrıntıdır esas olan imandır dedi. Bu konuda kadınların ihtiyaç, talep ve isteklerini göz önüne almadılar. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, devletle İslami hareket arasındaki uzlaşma alanları her zaman olumlu sonuçlar doğurmuyor, hatta çoğu zaman sivil topluma zarar verebiliyor.

Yani hareketin kadını ikinci plana atması, onun dışa açılmasını kolaylaştırıyor diyorsunuz…

Turam: Bu hareketin, mesela bir zamanlar Refah Partisinin yaptığı gibi, İslami feminist bir hareket çıkartmıyor olması devletle uyum kurmalarını kolaylaştırıyor. Şimdi AKP de benzer bir noktaya vardı. Hep başı açık kadınları bünyesine alıyor ve onların önünü açıyorlar. Başörtülülerin sesi hâlâ çıkmıyor, kadın hareketi oluşturmak ve direnmek de istemiyorlar.

Kitabın başında bir Fethullahçı ile bir RPli genç tartışıyor ve aralarında çok büyük farklılıklar olduğunu görüyoruz. AKP ile bu ara kapandı mı?

Turam: Tayyip Erdoğanın bugünkü söyledikleriyle on yıl öncekiler arasında çok büyük farklar var. Artık çatışmadan uzak durmaya, uyum sağlamaya özen gösteriyor. Fethullah Gülene bunda kendilerinin etkisi olup olmadığını sordum. Hiç olmadığını, zaten aralarında gidiş gelişin de olmadığını söyledi. Türkiyenin içinden geçtiği çok büyük bir dönüşümün uzantıları bunlar. Laiklik artık devletin resmi politikası olmaktan çıkıp, sokaklarda protesto eden bir sosyal harekete dönüşürken, AKP de yumuşayıp Fethullah Gülenin durduğu yere çok yaklaşmış, devletle birçok mutabakata varmış durumda.

Yani Gülen hareketinin öteden beri belli bir noktada olduğunu, esas dönüşümün AKPde yaşandığını söylüyorsunuz.

Turam: Evet ama Gülen hareketi de çok dönüşüm yaşamış, mesela 1970lerde çok farklıymış. Nurculuğunun daha erken dönemlerinde, hatta Nurculuktan kopmaların başladığı dönemlerde, Gülen hareketi de yer yer radikal çıkışlar yapmış, kasetlerde bunlar var. Laik kesimin korkuyla bahsettiği kasetler ve videolar oldukça eski. Politik kurumlar ve politik kültür dönüşürken, sosyal hareketlerin aynı kalması beklenemez.

Kitapta Said Nursinin Risalelerinin okunduğundan sık sık bahsediyorsunuz. Bu hareketi Nurculukla süreklilik içinde görüyorsunuz değil mi?

Turam: Birçok kişi böyle görüyor. Bense hiç görmüyorum. Risalelere saygıları devam ediyor ama hayatımda hiç Risale okumadım diyen ve harekete ciddi katkıda bulunan çok sayıda işadamı var. Bunlar çok pragmatik, aksiyoner insanlar. Said Nursinin Risaleleri o zamanın metinleriydi, Fethullah Gülen ise tam bugünün adamı. Hareket, bilimde, siyasette, eğitimde, dünyada yaşanan her türlü gelişmeyi çok yakından takip ediyor. İki lider arasında çok büyük farklar var. Said Nursi zamanında Türkiyedeki modernleşmeyle uğraşıyormuş, Gülen ise küreselleşme derdinde. Açılalım, büyüyelim diyor. Bu şekilde karsılaştırmaları, Fethullah Gülene çok yakın olan, onu sürekli ziyaret eden kişilerin ağzından duyduğum da oldu. İki liderin aksiyon alanında dertleri ve amaçları farklı. Bu yüzden hareketi Neo-Nurcu olarak tanımlamanın indirgemeci bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum.

Rekabetçi eğitim…

Cemaat okullarının sırrı nedir? Hem çok başarılılar, hem de yerel yönetimlerle, bazı istisnalar dışında sorun yaşamıyorlar...

Turam: Hareketin Kazakistan gibi laik devletlerde gösterdiği başarının sırrı eğitim ve öğretimi iki ayrı uygulama olarak ele almaları. Çok güçlü, bilimsel bir eğitim veriyorlar. Hakikaten çocuklar çok rekabetçi ve çok başarılı yetişiyor. Ama sınıfa dini eğitimi hiç sokmuyorlar. Ben gittiğimde tüm dinlerin okutulduğu sadece bir tek ders vardı. Dini sınıftan ve müfredattan çıkardıktan sonra meşrulaşıyorlar, özgürlük alanları gelişiyor. Onlar da ne yapıyorlar? Yatakhanelerde Türk Müslüman ahlakı ve hayat tarzlarını öne çıkaran bir eğitim veriyorlar. Oralarda dini kitap okunması dindar hayatlar sürülmesi devletleri tehdit etmiyor. Öğrencilerin dini sosyalizasyonu sınıf dışında oluyor yani… Lise öyle bir dönem ki kimliğin şekillenmesinde çok etkili olabiliyor. Hiçbir zorlama olmadan o çocuklara yeni bir kültür veriyor ve sevdiriyorlar. Onları yeniden sosyalleştiriyorlar. Bir şeyler işlemek, ve kimlik formasyonu için bu yaşlar çok uygun.

Gülen bu hareketin neresinde?

Bir yandan çok cazip bir eğitim verip, diğer yandan öğretmenlerin vb. etkisiyle bu çocukların en azından bir bölümü İslamileşiyor diyebilir miyiz?

Turam: Diyebiliriz çünkü yatakhaneler ve ışık evleri, benim gözlemime göre çok tektip yerler. Aynı tür şeyler okunuyor, seyrediliyor, aynı tip konuşmalar geçiyor, aynı değerler savunuluyor. Başka yayınlara açık olmuyorlar, mesela kimse Cumhuriyet filan okumuyor. Ama baskıcı ve çocukları incitici yöntemlere de başvurmuyorlar. Bu konuda zaman zaman dile getirilmiş olan bazı iddiaların genellikle asılsız olduğunu düşünüyorum. Hareketin yaptığı, bunu almaya çok müsait olan çocukların önüne Müslüman-Türk kültürü dedikleri bir hayat tarzı sunmak. Orta Asyada, bu okullara girmek kolay değil. Öğrencileri kabul etmeden önce, bir hafta kadar gözlemliyorlar ve eleme sistemi uyguluyorlar. Mesela Kazakistanda çokça Kazak, biraz Türk, çok az da Rus öğrenci vardı. Hepsine tuvalet ahlakıyla ilgili olarak taharet öğretiyorlardı. Kişinin özel alanına girmenin bundan daha açık örneği var mı? Daha da ilginci, İslamileşmeyle bitmiyor iş. Bu okulların mezunlarının Türkiyeye çok büyük sempatisi oluyor. Ancak bu kullarda ve yatakhanelerdeki eğitimlerde bireysel özgürlüğe hiç yer vermiyorlar. Çok yekpare, otoriter olmasa da çok disiplinli yapılar. İlerde belki bu çizgide sorunlar çıkabilir.

Bu cemaat yapısı daha uzun süre dayanamaz. Bireysel arayışlar nedeniyle çatırdar dersek abartmış mı oluruz?

Turam: Bu cemaat yapısını modernleşmeye o kadar adapte etmişler ki, sanmıyorum. Kimseyle kavga etmeden yol almaya devam ediyorlar. Cemaatin içinde kişisel özgürlüklere yer yokken, dışarıdakilere veya cemaatle ilişkileri daha dış çemberlerde kalanlara son derece toleranslı davranıyorlar. Her konuda olduğu gibi, bu konuda da cemaatte istikrarlı bir fikir birliği var.

Fethullah Gülen bu hareketin neresinde? O meşhur soruyu sorayım: Gülen vefat ederse ne olur?

Turam: Evet çok merak edilen bir soru. Hatta cemaat içinde de en çok bu sorunun cevabı merak ediliyor. Örneğin Fatih Üniversitesine gittiğimde hareket taraftarları da en çok bunu sormuşlardı. Yaptığım araştırmanın verilerine baktığım zaman çok fazla kurumsallaştıklarını görüyorum. Çok sayıda okul, üniversite, vakıf, şirket ve ağ söz konusu. Kuşkusuz liderlerinin kaybına çok üzülürler, ama çok sağlam geliştiler, genişlediler ve kurumsallaştılar. Dolayısıyla, bu hareket kişilerin ölmesiyle sarsılacak bir hareket değil.

KİTAPTAN ALINTILAR


Okulların cazibesi

Bu okul ve yurtlar sadece hareketin takipçileri ve onların çocuklarına hitap etmiyor. Farklı geçmişleri olan öğrenciler de farklı nedenlerle bu okullara gidebiliyor. Yüksek güvenlik standartları, ahlak, temizlik, teknoloji kullanımı, iyi eğitim ve rehberlik hizmetleri gibi din dışı öğeler de bu okulları veliler için çekici hale getiriyor. Bu şartlar altında bu okullar, çocuklarının kentteki iyi ve güvenli bir okulda eğitim görmesini isteyen kırsal kesimdeki insanlar için de bir cazibe merkezi haline geliyor. Ağabey ve ablalar hizmetlerini gönüllü danışmanlık yaparak tamamlıyor. Öğrencilere eğitim alanında yardım ettikleri gibi hayatlarını düzenlemekte de rehberlik ediyorlar. Öğrenci bu yurtlardan ya da Işık Evlerinden birinde yaşamaya başladığı zaman kendisini bu hareket ve onun sürükleyici dünyasının içinde buluyor. Öğrencilerin ne yaptığı, ne öğrendiği, ne okuduğu, ne giydiği, ne yiyip içtiği ve kimlerle arkadaşlık ettiğine kadar farklı alanlarda kontroller var. Ayrıca bu hareket dini eğitimin verildiği yaz kampları da düzenliyor. Kamp programları hiç esnek değil ve öğrenciler sert kurallarla karşı karşıya kalıyor.

Okulların farklı eğitim felsefesi var

Bu okulların farklı bir eğitim felsefesi var: ahlaki eğitimi akılcılıkla birleştirmeye çalışıyorlar. Öğretmenler ahlakı rasyonel olarak görüyor. Hepsi Durkheimın ahlaki eğitim kavramına hak veriyor gibi… Yani ahlaki eğitimin yalnızca mantıklı düşünce ve duygulardan gelen fikirleri ortaya koyduğunu düşünüyorlar. Hedef, ahlaki olarak daha üstün ve uluslararası arenada rekabet edebilecek bir gençlik yetiştirmek olarak ifade ediliyor. Öğretmenlerden biri Türk-İslam eğitimi öğrencilerin uluslararası alanda rekabet edebilmesini sağlıyor. Eğer büyüklerine ve geleneklerine saygı duymayı öğrenmezlerse kendi kendilerine nasıl çalışabilirler dedi. Bir başka öğretmen uluslararası eğitim laiktir… Eğer uluslararası bilim alanında yarışmak istiyorsak laik olmak zorundayız yorumunu yaptı. Ancak yaptığım röportajların çoğunda otoriter eğilimler, özgür bırakan tavırları bastırdı. Çay içerken öğretmenlerden biri Bu çocukların disipline ihtiyacı var. Ahlaki olarak tam bir karmaşanın içine doğmuş olmaları ne kadar yazık… Dinsiz Sovyet yönetimi insanları inançlarından, ahlaklarından kopardı. Zaman alacağını biliyoruz ama yavaş yavaş İslami ahlak disiplinini benimseyecekler. Şimdiden davranışlarında değişiklik görmeye başladık. Aileleri eğitimimizin hızlı sonuçlarından bahsediyor ve teşekkür ediyorlar dedi.

Evlerinden çıkmayan eşler

Hareketin içinde cinsiyet ayrımcılığı sosyal hayatın merkezinde yer alıyordu. Uzun yıllar Gülen Hareketi içinde çalışan ve şimdi hareketin kollarından birinde çalışan Osmana eşinin hareketin etkinliklerinde rol alıp olmadığını sordum. Bu soruyu sorduğum an savunmaya geçti ve eşinin ve evliliğinin iyi yanlarını anlatmaya başladı: Eşim çalıştığım ve vakit geçirdiğim ünlülerin hepsinde çok daha güzel ve ahlaklı. Onun ahlaki standartları ve iffeti hiçbir arkadaşım ve meslektaşımla karşılaştırılamaz! Peki sizinle hiçbir yere gelmez mi, bir etkinlikte tanışamaz mıyız dedim. Serap bu tip etkinlikleri sevmez. Zaten iki küçük çocuğumuz var. Bütün zamanını alıyorlar dedi.

Sohbetimizin ortasında telefonu çaldı ve bir pop star aradı. Anladığım kadarıyla bir etkinlikte sahne alacaktı. Konuşmasından hemen sonra Osman sözlerine devam etti: Şunu anlamalısınız. Bu benim işim. Ben Gülen hareketi için çalışıyorum. Serap bununla gurur duymalı ve zaten gurur duyuyor. Tek yaptığım, işi ve ev hayatını ayırmak. Birçok erkek, özel hayatı ve iş hayatını ayırmak konusunda, aslında cinsiyet ayrımcılığını açıkça ortaya koyan aynı yorumları yaptı.

Etiketler:, , , , , ,
Rasgele Benzer yazılar
Tavsiye: Destek: Wp Arşiv .:Türkçe WordPress İçerik Sitesi:.

Yorum yapın