Hukuksuzluk, döner seni vurur
Kategoriler: Aktüel..., kültür&sanat
Bir gizli servis elemanının yaşadıkları etrafında dönen "Sis ve Gece"nin yönetmeni Turgut Yasalar, öyküde en çok ‘hukuk dışılığa’ odaklanmış. Günümüzü de ilgilendirdiğini söylediği mesele için "Hukuksuzluk bumerang gibidir; döner seni vurur." diye konuşuyor.
Sıkı bir Alfred Hitchcock hayranı olan Turgut Yasalar ‘Sis ve Gece’den sonra da polisiye türde filmler çekmek istiyor.
Ahmet Ümit’in 1996 tarihli polisiye romanı "Sis ve Gece" her bir muhatabını farklı konularla çekebilecek bir anlatı. Kimine göre bir hırsız-polis oyunu, kimine göre istihbarat servislerinin içyüzünü açık eden bir öykü. İsteyenler azınlık ya da ‘aşkın onulmaz doğası’ gibi meselelere de eğilebilir tabii. Romanı sinemaya uyarlayan Turgut Yasalar’ın en çok önemsediği ise hukuk dışı yollara bulaşmanın, eninde sonunda vereceği zarar.
Yasalar, çok keyifli bu aralar; yıllar süren zahmetli çalışma nihayet sona erdi. Seyirciyle buluşan film hakkında aldığı olumlu tepkiler bu zahmetleri unutturuyor. Bundan sonra ileriye bakmak, yeni projeler üzerinde çalışmak lazım. Ama önce filmle ilgili sorularımızı yönetmene sorup "Sis ve Gece" dosyasını öyle kapatalım istedik.
Polisiye bir film çektiniz. Bu, özellikle çalışmak istediğiniz bir tür müydü yoksa "Sis ve Gece"ye mi özel?
Ben kısmet olursa hep bu tarzda gitmek isterim. Bir tarz belirleyip onda ustalaşmak kıymetlidir. Ayrıca Alfred Hitchcock hayranı bir adamım. Dolayısıyla yolum bu.
Nedir bu türde sizi çeken?
"Sis ve Gece" üzerinden konuşacak olursak bu topraklara çok yaslanan bir hikaye. Bir aşk hikayesi var eyvallah; ama bir yargısız infaz var, azınlık meselelesi var, Neco’nun, Cuma’nın hikayesi var. Bunları da polisiye bir kurguda anlatıyor. Beni daha çok çeken hukuk dışılığın aslında bir gün size bumerang gibi dönmesi meselesi. Çok çarpıcı geldi bana.
Uyarlama çalışması da sadece "Sis ve Gece"ye mi özel?
Karşıma bu denli seveceğim romanlar çıkarsa ille oturup kendim senaryo yazayım demem. Hatta bunun gibi her şeyiyle hazır romanlar çıkarsa ne iyi olur! (gülüyor) Edebiyat uyarlaması yapmak zor iş. Benim ilk işim TRT için Memduh Şevket Esendal’ın kitabından uyarlanan "Ayaşlı ve Kiracıları" idi. Mesele 30′lar Ankara’sında geçiyordu ve ben o dönem Ankara’sını anlatabilmek için bir sürü kitap okumak zorunda kaldım, o günün gazetelerini çevirdim. Mesela tuğla ticareti yapan bir adam var. Ne bileyim ben o adam nasıl konuşur, tuğlanın satış birimi nedir, kaça gider? Sırf bu yüzden Vehbi Koç’un anılarını okumuştum; orada iki satırlık bir şey bulurum da o diyalog sahici olur diye.
"Sis ve Gece"de de bir dönem çalışması var aslında. Hatta 1996 gibi yakın bir tarih olduğu için çok daha kritik bir durum var. Hikâyeyi bugünde geçirmeyi neden tercih etmediniz?
Bugünde geçse çok değişiklik olmazdı hikaye açısından; ama sanki 1996′da geçmesi daha doğru gibi geldi. Ben romana genel olarak sadık kaldığım için tarihine de dokunmak istemedim. Ayrıca anlatılanlar o gün de bugün de geçerli. Mesela azınlık meselesi; en son Hrant Dink olayında görüldü. Ya da bir eleştiri var mesela; servisten Yıldırım’ın ölümü hakkındaki şaibenin aydınlatılmaması. Gerçek hayatta da bir istihbarat servisi içinde sivil-asker çatışması, reformistler/ statükocular çatışması olabiliyor ve o arada meydana gelmiş cinayetlerin hikayesi kapanmıyor. Hiram Abas cinayetinde mesela tetikçileri yakalandı, bir sol örgüt dediler ama öyle mi; bilmiyoruz. Çünkü Hiram Abas MİT’in sivilleştirilmesi hususunda Turgut Özal’a raporlar yazmış biriydi, bundan hoşlanmayanlar da vardı mutlaka. Filmde de Yıldırım’ın katilleri yakalandı diyor Sedat, ama o da inanmıyor söylediğine.
Bütün bu karmaşık olay örgüsü içinde siz bir de farklı kuşaklardan kalabalık bir oyuncu kadrosunu yönettiniz.
Bu en kolayıydı aslında. Önemli kısmı benim "Leoparın Kuyruğu" filminde çalıştığım arkadaşlardı, diğerleri de eski işlerimden yolumun kesiştiği isimler. Bir tek İlyas Salman’ı bilmiyordum ama onu da bilmeye gerek yok yani İlyas Salman! Bir gün televizyonda bir röportajını gördüm. O sırada da çalışıyorum, böyle baktım televizyona. "Cuma konuşuyor!" dedim. Ve hakikaten Cuma oldu İlyas Salman, Cuma konuştu işte!
Elif Tunca
| Rasgele | Benzer yazılar |




