Şimdi gruba koşuyor
Kategoriler: kültür&sanat
BURHAN EREN
Son günlerde müzik kanallarında en çok yükselen şarkılardan biri ‘Asuman Pansuman’. ‘Her Gece’ ile başlayıp duygusal parçaların yanı sıra ‘Kokoreç’ ‘Aşkımsın’ ‘Tavla’ gibi dinamik şarkıları ile de hafızalarda yer eden Mirkelam, son albümü ‘Asuman Pansuman’ ile yeniden müzikseverlerin huzurunda.
Pasaj Müzik ve DMC’nin ortak etiketiyle çıkan albüm, Mirkelam dinleyicilerinin alışık olduğu ve seveceği türden. Romantik ‘içli’ şarkılar da var, laf cambazlığı ile kurulmuş sözlerin olduğu, gülümseten şarkılar da…
Peki böyle ikili bir içerik, bugün rock ve türevlerinin çıkışta olduğu bir ortamda, on yıl önce tek bir şarkıyla müzik dünyasında en tepeden başlayan Mirkelam’ı yarına taşıyacak mı? Dinleyici tercihinin grup müziğinden ve rock’tan yana olduğu bir zamanda sanatçı, bir önlem alıyor mu? Yaptığımız söyleşide kendisine sorduk. O da cevapladı: “Bu albüme başlarken grup kurmayı planlıyordum; ama aksi yönde bir takım fikirler ortaya çıktı, olmadı yapamadık. Gençliğimden beri gruplarla çalışarak müzik yaptım.” Tek bir solistin, tek bir müzisyenin pek bir şey yapamayacağını düşünen Mirkelam, “Ne kadar çok kişi katılırsa üretime, o kadar iyi şeyler çıkar.” diyor. Grup müziğinin trendinin her geçen gün yükselmesi Mirkelam’ı köklü değişiklikler yapmaya itecek anlaşılan. Türkiye’deki popüler müziklerin çıkışı grup müziğinde bulacağını söyleyen Mirkelam “Bir sonraki albümde bir grupla çıkabilirim.” diyor.
Bu albüm nerede duruyor 5 albümlük diskografinizde?
Kendi şarkılarını yapan biri olarak hayatta algıladıklarımı, öğrendiklerimi kâğıda, müziğe döküp yorumluyorum. ‘Her Gece’ ile başlayan on yıllık bu sürecin öncesi de var, her şey öncesi ve sonrası ile iç içe. Çocuklukta duyduğunuz bir melodiyi, o zaman hissettiğiniz bir duyguyu bugün söze müziğe döküyorsunuz. O yüzden bu albümün olgun bir albüm olduğunu düşünüyorum. Tam yaşımda, 40 yaşımdayım. Bundan sonra, daha yeni başlıyor aslında her şey.
‘Asuman, yap bir pansuman’, ‘Vay anasını sayın seyirciler’ gibi argo ve gündelik sözler var son albümde. Romantik sözlü eski albümlere göre daha ağırlıkta bunlar. Ne değişti?
Kendimi hep değiştirmeye çalıştım. Değiştirdikçe daha çok şeyi paylaştığımı düşünüyorum. Slov şarkılar da var albümde, böyleleri de. İyi şeyler de yapmak istiyorum; ama bunlarla ilgi çekmesini istiyorum albümün. ‘Vay anasını sayın seyirciler’ bir futbol spikerinin cümlesiydi. Ana caddede daha üst bir dil, bir ifade vardır. Ara sokaklarda başka cümleler kurulur. Bazen ara sokaklara giriyorum. O basitliği içinde bir enerjisi bir felsefesi var bu cümlelerin. ‘Asuman Pansuman’ şarkısında da romantik duygular var, ama bunu hayatın içinde olduğu gibi sert olanını kullanarak farklı bir dili tercih ediyorum.
İskender Paydaş yoktu bu albümde. Onun olmaması ne kattı, ne azalttı bu albümden?
Bu albümde birlikte olmamamızın nedeni başka farklı bir şey çıkarabilmekti. İlk albümde onunla birlikte iken de amacımız buydu. Artıları eksileri olmuştur. Hayatın sürprizleri var.
Son yıllarda grupların ve rock müziğin çıkış yaptığını görüyoruz. Pop söyleyen bir solist olarak etkileniyor musunuz bundan?
Bu albüme başlarken grup kurmayı planlıyordum. Ama plak şirketimle birlikte aksi yönde birtakım değişik fikirler ortaya çıktı, olmadı. Gençliğimden beri gruplarla çalışarak müzik yaptım. İskender Paydaş ile birlikteliğimiz de öyle oldu zaten. Tek bir solistin, tek bir müzisyenin pek bir şey yapacağını düşünmüyorum. Ne kadar çok kişi katılırsa üretime, o kadar iyi şeyler çıkar. Şimdi insanlar grubu alkışlıyor, kendine o yakın geliyor. Hatta tek bir kişiyi popülerliğinden dolayı itiyorlar. Beş kişiden beş kişilik, bir kişiden bir kişilik müzik çıkar. Türkiye’de müziği grup kurtaracak. Şimdi arayışım bu. Bir sonraki albümde bir grupla çıkabilirim. Albümün maliyetini de düşürür, az satıştan zarar görmezsiniz öte taraftan.
1995’te ‘Her Gece’ ile parladınız ve herkes sizi bir günde tanıdı. Bunun sırrı neydi?
Bilseydik, formülü de bulmuş olurduk. Ama bunun çok nedeni var. Düşünecek olursak şunları söyleyebilirim: İlginçti. Pop değildi. Alaturka ile rock’ın bileşimiydi. Klip de popüler değildi; herkes güllerin içinde klip çekerken, çöplerin de olduğu kötü bir sokakta yürüyen, koşan bir adamın klibi vardı. Daha pek şey… Şarkının söyleniş tarzı, insanların ihtiyaçları… Bir bakıma camdan altın üretmek gibi bir şeydi. O günden beri değiştiriyorum yine yeni bir şey bulmak için. Ama ne dünyada ne Türkiye’de ne de biz değerlendirdik onu.
Büyük şaşkınlık yaşadınız mı, ne oluyor diye?
Çok şaşırdım. Çocukluğumdan beri popüler olmak bana uzaktı. Okullarda hep en arka sıraya geçerdim. Hedeflediğimiz, on bin kişilik bir dinleyici grubuydu. Ortaköy’de, üniversitelerde, “Konser verelim, şarkımızı söyleyelim.” diye düşünüyorduk. Bizdeki farklı bir şey yapma isteği bizi oraya götürdü. İnsanın hayatında başına bir kez gelebilecek değerli bir hediye bu.
O klipten dolayı ‘koşan çocuk’ figürü yapıştı adeta size. Bu rahatsız ediyor mu sizi?
Hayır, çok güzel bir şey bu. Kötü bir şey olsaydı da rahatsız olmazdım. Akılda kalan bir şey, amaç biraz da oydu. Sonuçta uyuyan adam değil. Barış Manço’nun ‘Arkadaşım Eşşek’ diye bir şarkısı var. Farklı şeyleri denemek gerekiyor. Problemimiz aynı şeyleri yapmaktan kaynaklanıyor, o yüzden yerimizde sayıyoruz diye düşünüyorum.
En tepeden başlamanın dezavantajı oldu mu?
Her zaman oldu ve hâlâ var. Everest’e çıkıyorsunuz, sonra çıkılacak başka o kadar yüksek dağ yok. Onu unutturana kadar üç sene geçirdim. Hem kendime, hem dinleyicilere. Kendi içinde güzelliği ve sihri olan bir şeydi o ilk albüm, ama sonrası açısından da bir o kadar zordu.
‘Mirkelam daha sonraları hep ilk şarkısının altında kaldı’ diye düşünülüyor…
Michael Jackson’ın da ilk albümü çok iyiydi ve ondan sonra hep onun altında kaldı. Bir tane Everest var, yoksa yedi tane filan olurdu. Ben bunun doğal olduğunu düşünüyorum. Çok iyi bir şarkı daha yapsaydım diye düşünürsünüz; ama olmaz, başka bir şey olur.
‘Her Gece’den önce kaç yıllık bir çaba var?
Ortaokulda başlayan bir serüven. Başkalarının müziğini yapamadığım için kendi yaptığım bestelerle yola çıktım. Baktım hem yazıp besteliyor, hem yorumlayabiliyorum, başladım. Kimi zaman çok hevesle, kimi zaman aralar vererek devam etti otuz yaşıma kadar.
İlk albümden önce neredeyse 20 yıllık bir birikim var. İlk albümden sonrasında ise iki yıla bir albüm düşüyor. Sonrakilerin ilki kadar etki yapmamasının sebebi biraz da bu mu?
Olabilir. Olmayabilir de. Türkiye’de her şey öyle çabuk tükeniyor ki yılda bir albüm yapmak gerekiyor. Bugünün nabzını tutarak yaptığınız bir şarkının iki yıl sonra dinlenip sevilme şansı olmayabilir. Ne kadar beklersen o kadar iyi bir şey çıkar diye bir kural yok.
Kırk yaşınızdasınız, altmışında bir albüm çıkarırsanız, nasıl bir albüm olur bu?
Enerjiniz iyi ise ileriki yaşlarda daha büyük bir verim elde ediyorsunuz. Çok iyi besteler, oturmuş işler, 40’tan sonra çıkıyor bestecilerde. Yine tuhaf, farklı bir şey çıkardı herhalde. Belki çiçeği anlatmam da çiçeğin kökünü anlatırdım.
Magazin haberlerde pek yoksunuz, neden?
Hem çıkmamak için bir gayret gösteriyorum. Hem ortalıkta pek dolaşmıyorum. Gazetecilerle karşılaşıyorum, çekmiyorlar. Çünkü haber değeri taşımıyorum. Selamlaşıp geçiyoruz. Hayatımı orta yerde yaşamadığım için haber değeri de taşımıyorum. Programlara çağırıyorlar, çıkmıyorum. Çünkü malzemem yok ona verecek, reyting yaptıracak bir şeyim yok programa.
Az göründüğünüz için az sattığınızı, az dinlendiğinizi düşünüyor musunuz?
Sanatın ve kabiliyetin her zaman kazanacağına inanıyorum. Eğer kafa karışmamışsa… Şu anki enformasyon döneminde bunu söylemek zor. Bir dizide oynasamalbümüm iki kat daha fazla satar. Çünkü insanlar TV’de karşısında sevebilecekleri, kızabilecekleri bir hikâye istiyorlar. Hikâyeniz ne kadar onları oyalarsa, sevindirirse, kızdırırsa o kadar oyalanıyorlar. Hikâyeniz ne kadar güçlü ise sizinle o kadar iletişim kuruyorlar. b.eren@zaman.com.tr
Etiketler:acı, Add, aşk, cam, değerli, değişiklik, din, dizi, doğa, efe, futbol, iletişim, insanlar, kar, klip, olay, ordu, sanat, tv, yazı| Rasgele | Benzer yazılar |




